Sait Faik Abasıyanık – Kayıp Aranıyor

0 203

Sait Faik Abasıyanık – Kayıp Aranıyor


| Tanıtım Bülteninden |

“Sait Faik Adalı Abasıyanık’ı tanımakla yeni bir ada keşfetmiş kadar sevinebilirsiniz, Adalı’nın adası bir dünyadan büyüktür, içinde her şey var. Gorki’nin Rus edebiyatına yaptığı hizmeti, Adalı Türk edebiyatına yapacak. Fakir fukaralar anafordan futbol maçına girer gibi Sait Faik’le beraber kitaplarımıza girdiler, yuria!
(…) Sait Faik için hikâyeci demek onu hapsetmek demektir. Sait Faik romancıdır, piyes muharriridir, her şeydir. Sırasıyla usta bir hokkabaz gibi piyesi ve romanı en ummadığınız yerinden çıkaracaktır. Sait Faik Adalı’ya abayı yaktık vesselam.”

Kitabın esas kahramanı Nevin; Ankara’da kendisi gibi gazeteci olan eşi Özdemir ile yaşayan, emekli konsolos Vildan Bey’in ‘hayatı yaşayarak münakaşa edip bir neticeye varmaya çalışan’ kızı Nevin. Toplumun çizdiği sınırlarla kavgalı bir karakter. Bir işi, aşık olmasa bile bir eşi olmasına rağmen bir türlü tam anlamıyla mutlu olamıyordur. Gittiği yer yerde, baktığı her şeyde yaşadığı mutsuzluğa ilaç olacak bir parça arar.

Bir gün Nevin evine geldiğinde Özdemir’i kendisi gibi gazeteci olan bir kadınla yakalar. Aldatılmış olmanın verdiği tuhaf hisle evi terk edip, bir otele yerleşir. O olaydan sonra Sait Faik Nevin’in hislerini şöyle ifade eder:

Bu paragraf hem Nevin’in o anki hislerini hem de insanın ”bazı” zor zamanlarını öyle güzel anlatmıştır ki.. Tekrar tekrar okuyasınız gelir.

Özdemir bir hafta sonra Nevin’i arkadaşlarının da olacağı bir kutlama yemeğine davet eder. Nevin zor bir karar vererek ayrılıklarının yemeği olarak nitelendirdiği bu davete gitmeyi kabul eder. Fakat yemekte kimse Özdemir’i suçlamaz, tam tersi Nevin’e karşı imalı sözler söyler. Bu imaların nedeni ise Özdemir’in arkadaşı Rıfat Bey’in, Nevin’i Ankara’da biletçi çocuk onun elini öperken görmüş olmasıdır. Rıfat Bey bunu başta Özdemir’e daha sonra oradaki tüm arkadaşlarına söylediği için herkes ayrılık sebebinin Nevin’le ilgili olduğunu düşünmüştür. Fakat Nevin bu durumu anlayınca hemen olayın aslını anlatır. Masadaki herkes mahcup olur.

Yaşanan bunca şeyden sonra Özdemir ve Nevin beraber trenle İstanbul’a dönerlerken konuşup boşanma kararı alırlar. Nevin’in yeni hayatına alışmaya çalışırken (kitabı henüz okumamış olanlar için, okumayı düşünüp hevesini muhafaza etmek isteyenler için bu yeni hayatla ilgili spoiler vermiyorum) Pazartesi günlerine olan yüklenmeleri de es geçilecek gibi değil. Bakınız:

“Kimine dar, kimine bolsun; pazartesi! Pazartesi! Sanki pazar bir şeymiş de onun bir de yarını, ertesi günü var. Ertesi günü yapacak işlerin içinde hep aynı olanı bir yana bırakırsak bize saat olarak ne kalır?’’

‘’Amerika’ya daha şimdi giriyorsun. Japonya ötelerinde, Büyük Okyanus’un bir yerinde az sonra sen bir salısın budala!
Ulan pazartesi! Sen bir tarafta pazar, bir tarafta salısın; serseri herif! Ne diye İstanbul’da bize “pazartesiyim” diye kafa tutarsın. Elimde olsa tutarım seni şu saniyede; bakarım sonra dünya yüzüne: bir çocuğun yalnız kafası çıkmıştır, bir adam durmadan son nefesinde.”

Sanırım Sait Faik’in bu kitapla bizde uyandırmaya çalıştığı his : uçurum. Aydın kesim ile halk arasındaki farklı bakış açılarının uçurumu. Ait olduğu toplum tabakası yüzünden bir türlü istediği gibi yaşayamayan Nevin’in ayak uydurmaya çalıştığı hayatla arasındaki uçurum. Her okuyuşta farklı anlam çıkarmaların yarattığı uçurum.. Uçurum..Uçurum.. Bu bitmek bilmeyen uçurumlara rağmen kitabı ilk gördüğünüzde ‘’kısacık kitap, çerez niyetine okunur’’ diyorsunuz ama kitap bittiğinde asıl çerezin kendiniz olduğunu fark ediyorsunuz. Bu incelikteki bir kitap için muazzam derinliğe sahip. E tabi şaşırmıyoruz çünkü o.. O SAİT FAİK!!

Beğendiğim bölümleri de ekleyerek bu kitap yorumumuzu da noktalıyoruz.

“Dünyada hiçbir şeyden, zalimlikten iğrendiğim kadar iğrenmem. İnsanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı. İnsanoğlu her şeyden evvel içindeki bu kıskançlıklardan, bu kinlerden, bu ahlaksızlıklardan daha pis şeyi  kendinde, doğuşta varsa bile söküp atmalıdır.”

‘’Belki de kötüler, kötülüklerinde haklıydılar. Yaşamak için fena insan olmakla yine yaşamak veya ölmek için iyi insan olmak arasındaki fark ya bir iman, ya bir riya farkıdır. İmanı kaldırıverin iyi adam pişman olan adamdır. Riyayı kaldırırsanız mesele yoktur, kötüler hemen saflarına iyiyi alıverirler. Önemli olan kötülüğü iyilikle beraber ortadan kaldırmaktır. O zaman insanlık denen şey kafasını kaldırır: “Durun bakalım,” der, “biz de varız.” Onun, insanlığın terazisi içinde teker teker tartılan kıymetler ancak kötülüğün silahlarını düşmanca değil dostça, elinden alır. Ancak böylece iyiler ve iyilik dünya yüzünde manasını bulur, masallardaki gibi yüz yıllarda muammer olur.’’


Sait Faik Abasıyanık – Kayıp Aranıyor

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.