Nefret Üzerine.

0 208

Nefret Üzerine.


Nefret ne kadar güçlü bir zehir. İnsanın beyninde ve ruhunda tohumlarını kendisinin ektiği, daha sonra bir türlü yok edemeyeceği kadar kuvvetli. İntikam alma hırsıyla filizlenebilecek ve işleri daha da sarpa sardıracak, bu kadar uğraşın yanında kimseye hiçbir faydası olmayacak. Peki her şey bizi nefret etmeye zorlarken, bu aptal hisle alay etmek ne kadar zor olabilir ki?

Bu duygunun bedenimizi ele geçirmesine izin vermek yerine canımızı acıtan herkese ve her şeye ‘’Nefrette bir duygu. Ama ben seni o kadar istemiyorum ki hayatımda, tanımadığım, sıradan birisin benim için.’’ desek? İnanın daha güzel hissedeceksiniz. Elbette bazı insanların laftan anlaması zor. Bazı insanlara ettiğiniz pek ağır laflar, yine bu kişiler tarafından bir türlü algılanamıyor. Ama kim pimini çektiği bir bombayı kendi vücudunun içine koyar ki? Hem de suratlarına tükürmeye bile değmeyecek insanlar için yahut tükürüğünüzün hedefe isabet etmesi için gerekli olan yüze bile sahip olmayanlar için..

Diyelim ki birisi benim dostluğumu kendi menfaati için sattı, beni kırmaya çalıştı ya da başıma benzeri bir şey geldi. Yaptığım şey çok basit: Onu hayatımdan çıkarıyorum. Hem de hemen. Eğer bana en ufak bir zararı dokunacağından eminsem bir saate kalmadan benimle kurduğu bütün bağları koparıp atıyorum. İnsan mısın? dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ben ne duygusuz bir canavarım ne de sadık olmayan bir dost. Kendimi içten içe yiyip, sürekli artık sevmediğim birini gözümün önüne getirip, bana yaptığının yanlış olduğunu, bunu hak etmediğimi düşünmek yerine, onu hayatımdan çıkarıp huzura erişiyorum. Bir yılan tarafından ısırıldığınızda, bir an önce zehri vücudunuzdan çıkarmanız gerekir. Oturup, “bu yılan beni niye soktu? adi yılan” diye düşünürseniz… Çok geçmiş olsun.

Kendinizi de ruhunuzu da rahat bırakın. Umursamaz ya da gamsız olmak sandığınız kadar zor değil. Beyninizi, duygularınızı tek bir olaya kilitleyip, canınızın çok acıdığı o noktada kalmak ya da orada kaldığınızı düşmenizi dört gözle bekleyen insanlara sezdirmek zorunda değilsiniz. Onları mutlu edecek şeyleri, kendi elinizle ve altın tepsiyle sunmak niye? Ruhunuzu yoran kim varsa yok olsunlar. Her şey insanın zihnindedir. Gözün görmek istemezse, görmez. Kulağın duymak istemezse duymaz o insanı. İşler bu kadar kolayken, buna cesaret edememek, bir korkak, bir aciz gibi davranmak niye?

Bu hayata, kendinizi başkalarına kurban etmek için mi geliyorsunuz? Ne oldukları belli olmayan, bulundukları ortama göre şekil alma işini sıvılardan daha çok ciddiye alanlara mı? Yüzünüze gülüp, arkanızdan demediklerini bırakmayanlara mı? Yoksa ne mal olduklarını bildiğiniz halde kalp kırmamak için susmanızdan cesaret alıp, her fırsatta hadlerini aşma cüretini gösterenlere mi?

Hayır, yok.

Bu kadar kolay olamaz. Hayatınızı bu insanlar için mahvedemezsiniz. Öz güveninizin, hayata olan duruşunuzun bu insan müsveddeleri yüzünden zedelenmesine izin vermemelisiniz.

Bir kurtarıcı falan da beklememelisiniz. Kendi kendinize yetebileceğinizin ve gücünüzün sınırlarının farkına varmalı, asıl kahramanın kendiniz olduğunu kavramalısınız.

Umarım bu yazıyı hayatını değiştirebilme cesareti gösterebilen insanlardan olarak bitirirsiniz.

Umarım içinizde, kendinize dair bir umudunuz kalmıştır.

Umarım..


Nefret Üzerine.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.